Ana Sayfa / Genel Psikiyatri (Tümü) / HAYVANLARA KARŞI YAPILAN VAHŞETİN PSİKOLOJİSİ
fft16_mf2761366

HAYVANLARA KARŞI YAPILAN VAHŞETİN PSİKOLOJİSİ

HAYVANLARA KARŞI YAPILAN VAHŞETİN PSİKOLOJİSİ

 

Eskişehir’deki üniversite öğrencisi kedisi yatağını pisletti diye onu işkence ederek öldürmesi üstelikle videosunu çekip sosyal medyada yayınlaması ve başka bir olayda tarlasında otladı diye Atın ayağından vurup ölüme terk etmesi olayları, öfke şaşkınlık ve çaresizlikle karışık bir insan bunu nasıl yapar, niye yapar sorularına neden oldu.

Kendini savunamayan hayvanlara eziyet edilmesi insanları öfkelendiriyor, yapılanlar karşısında hayrete düşürüyor, çaresiz bırakıyor, bunu yapanları anlamakta zorlanıyoruz.

Bu kişilerin hayvanlara eziyet etmelerinde çeşitli dışa vurumlar var. Bazıları edindikleri ev hayvanlarına karşı heveslerini aldıktan sonra sorumluluk almayıp, onlara bakmayıp, beslemeyi unutuyorlar, yazlıklardaki kaderlerine terkedilmiş hayvanlar hepimizin hafızalarındadır. Bu hayvana pasif eziyet olarak adlandırılıyor. Eziyet, kötü davranış, işkence, acı vererek öldürmede hayvana aktif eziyet olarak adlandırılıyor.

Çocuklarda suçlarını bile bile hayvanlara yaptıkları deneylerde “bakalım ne olacak” meraklarından başlayıp, sadistçe kişilerle ve eziyet yapılan canlıya karşı hiç açıma duygusu olmayan vakalara kadar geniş bir yelpaze var.

 

EZİYETİN NEDENLERİ

Adli Tıp vakalarında yapılan araştırmalarda hayvana eziyetin daha sonraki şiddete bağlı davranışlarında önemli rol oynadığı görülmüştür. Örneğin birkaç kez cinayet işleyenlerin ve seri katillerin çocuklukta ve genellikte hayvana yapılan eziyetle daha sonraki şiddete yönelik davranışlar arasında bir bağ olduğu kanıtlanmıştır. Peki, çocuklar ve gençlerin hayvanlara eziyet etme sebepleri ne olabilir diye sorarsanız, bunun cevabını Prof. V. Faust’un yaptığı araştırma sonuçlarına baktığımız da görebiliyoruz: Sebepler arasında çocukların/ gençlerin ait oldukları arkadaş çevresinin baskısı ve dayatması, heyecan ve keyif alma, merak, kendinin şiddet görmesi, bakışlarını kopyalamak, duygusal tacizin dışavurumu, can sıkıntısı, kendi değerini yükseltme, içindeki öfke ve kızgınlığı zayıf kendini korumayana karşı yöneltme, sadist fantezilerin dışa vurumu, empati duygusu olmayan ailede, hayvana eziyetin normal, kendi yaşadığı travmaların uyguladığı şiddetle tekrar canlanması, olarak sayabiliriz. Bu tür patalojik/ hastalık derecesindeki hayvan eziyetlerin daha büyük çocuklar ve gençler tarafından, yapıldığı saplanmıştır.

 

PSİKİYATRİDEKİ DEĞERLENDİRME

Psikiyatride de 80’li yıllara kadar Hayvan eziyeti norm dışı, yani normal olmayan davranış olarak belirleniyor, ama psişik bir bozuklukla olarak değerlendiriliyordu.

Amerikan psişik bozukluklar teşhis kataloğunda ve dünya sağlık örgütünün çıkardığı ve belirlediği psişik bozukluklar teşhis kataloğuna ancak 1980 yıllarında psişik bozukluk, olan “sosyal davranış bozukluğu” ve “Anti sosyal kişilik bozukluğu” olarak katıldı.

 

HER DÖRT ÇOCUKTAN BİRİ

Bu yönde yapılan araştırmalarda her dört çocuktan birinin “Anti sosyal kişilik bozukluğu” teşhisiyle hayvanlara eziyet ettiği saptanmıştır. Hapiste yatan gençlerde bu oranın %25-60’a kadar yükseldiği görülmüştür. Aile içinde yaşanan şiddetin ve mağduriyetinde (Mißbrauch) önemli etmenler arasında olduğu görülmektedir. Ailede çocuk yetiştirirken sevgisizlik, şefkatsızlık, duygusuzluk, ilgisizlik, önemsememek, aşağılanmak ileri derecede iletişim eksikliklere ve bozukluklara yol açıp, kişi problemlerine çözümler arayışında hayvan eziyetine yönelip, rahatlıyor. Ayrıca biyolojik faktörlerinde beyindeki sertonerg sistemin dengesizlikleriyle alakalı olduğunu sergiliyor. Burada öne çıkan kişilik bozuklukları arasında Anti sosyal, paranoyak, narsist ve Boderline kişilik bozuklukları sayılıyor. Bütün bu kişilik bozuklukları birbiriyle ne kadar karışır harmanlanırsa işlenen suçun ve eziyetin şiddeti artıyor.

 

PROFİL VE TEDAVİ OLANAKLARI

Suça karışmış gençlerde kişilik profili;

-paranoyak

-narsist

-empati duygusu olmayan bir karışım sergilemektedir.

Bütün bu veriler ele alındığında ciddi bir yaklaşımla çözümleri ne olabilir? Sorusuyla başlayıp, geçenlerde yazdığım anaokulunda ve ilkokullarda çocukların şiddete karşı ders almalarının problemin daha başında önleyebileceğini belirtisi, bunu bir preventif ve doğru adım olarak ele alırsak, hemen harekete geçebiliriz, çünkü içerik, sistem, uygulamaya koymak gerek. Tedavide Empati yeteneklerini geliştirerek işe başlayabiliriz. Burada yukarıda belirtiğim preventif olanakları üstlenmeli caydırıcı ve önleyici olanaklar yaratmak hükümete, tedavileri uygulamalı psikiyatristlere, ama bir o kadar da sorumluluk anne- baba- çevre ve öğretmenlere düşüyor. Gözlemlediğimiz bu tür vakalara karşı duyarsız kalmayıp çareler ve çözümler arayıp problemi baştan halletme yoluna gidip bu sorumluğu hepimiz üstlenmeliyiz. Çünkü çevremizde görmezden geldiğimiz şiddet şiddetin her türü başka bir görüntüde bize de sonunda zarar veriyor.

 

 

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

tarafsiz haberler