Ana Sayfa / Basından / KARŞINIZDAKİ KİŞİYİ TANIYOR MUSUNUZ?
KARŞINIZDAKİ KİŞİYİ TANIYOR MUSUNUZ?

KARŞINIZDAKİ KİŞİYİ TANIYOR MUSUNUZ?

Siz de bazen kendinize hayatınızdaki hangi insanların size iyi geldiğini hangilerinin ise sizi eninde sonunda hayal kırıklığına uğratacağını soruyor musunuz? Eğer çevremizdeki kişileri iyi bir şekilde algılamaya çalışırsak, bu soruların cevabını da buluruz.

Bir kaç kişi ile oturuyorsunuz ve herkes onu dinliyor. O zekice lafları güzel cümlelerle birleştiriyor.
Net sesi odada yankılanıyor. Halbuki pek de sesli konuşmuyor, ama oldukça kendinden emin. Bu insanın ciddi bir karizması var! Herkes gibi siz de çok etkilendiniz.
Şimdi size bu adamın/ kadının IQ’sunu sorsalar kaç tahmin ederdiniz?
Birçoğumuz konuşma sanatını iyi sergileyen insanların çok zeki olduğunu düşünüyoruz. Ve hatta onlar hakkında genel olarak sadece olumlu şeyler düşünüyoruz: becerikli, yetenekli ve keskin zekalı. Oysaki o sadece iyi bir konuşmacı. Öncelikle bu konuşma yeteneğinin arkasında daha fazla meziyetin olup olmadığını incelemek gerekiyor. Fakat bu inceleme süreci çoğu zaman hiç gerçekleşmiyor. Çünkü bir özellik diğer bütün karakter özelliklerini gölgede bırakıyor. Sosyal bilimciler bu fenomene Halo-Effekt ismini vermişler. Yani kişinin tek bir özelliğinden gözlerimiz o kadar kamaşıyor ki onu belirli bir ışıkta görmeye başlıyoruz.

SONUÇ: YANLIŞ YARGI
Bu hem olumlu hem de olumsuz anlamda olabilir. Zira bazı insanları tek bir özelliklerini beğenmediğimizde bile genel olarak olduklarından daha olumsuz değerlendiriyoruz. Belki de sürekli şikayet eden iş arkadaşımızda sandığımızdan fazla potansiyel vardır.
Bunu öğrenebilmek için sosyal algımızı sivriltmemiz ve güçlendirmemiz gerekmekte.

Aşağıdaki adımlar bu konuda yardımcı olabilir:

BİLGİ TOPLAMAK
Bir insanı ilk tanıdığımızda hakkında ne biliyoruz?
Gördüklerimiz: düşünceli bir surat, sakallı bir yüz, üzerinde boya lekeleri olan bir gömlek
Duyduklarımız: buğulu bir ses
Hissettiklerimiz: belirli bir el sıkma tarzı
Kokladıklarımız: Ter ve terementi karışımı bir koku
Anlık bilgileri ve anlık izlenimleri kaydediyoruz, fazlasını değil. Ve buna rağmen çok çabuk bu kişi hakkında bir fikir sahibi oluyoruz: bir sanatçı?
Zihnimiz izlenimlerimizi bir resme dönüştürüyor. Sahip olduğumuz bilgi oluşumları, şemalar, tecrübe ve bilinçaltı birikimleri ile her yeni izlenime yeni anlamlar yüklüyoruz.
Ne kadar çok izlenime sahip olursak, bir kişi hakkındaki fikrimiz o kadar netleşiyor.
İzlenimlerimizi bir çok farklı kanaldan ediniyoruz.
Sandığımızın aksine vücut dili ile konuştuklarımızdan ile olduğundan çok daha fazla kendimiz hakkında bilgi veriyoruz. Farz edelim ki bir tanıdığınıza nasıl olduğunu sorup “her şey mükemmel”, “çok iyi” tarzında bir cevap alıyorsunuz ama gözlerinizin algıladığı şey: morarmış gözler ve soluk ten.
Bu tarz “double- binds” olarak bilinen çelişkili mesajlar ilk bakışta insanın aklını karıştırıyor. Ama aynı zamanda bizi daha dikkatli bakmaya ve sorular sormaya teşvik ediyorlar. Bu konuda ne kadar sakin olursak ve karşımızdaki kişi için ne kadar zaman ayırmaya razıysak o kadar başarılı olmamız mümkün. Tıpkı bir Budist bilgenin söylediği gibi: ‘’Hayatımızdaki en önemli insan her zaman karşımızdaki insandır’’

KEFELERİ KONTROL ETMEK
Karşımızdaki insanda kimi gördüğümüzü bir şekilde edindiğimiz ve zihnimizde olan kişilik teorileri belirliyor: bir insanda olması gerektiğini düşündüğümüz özellikler. Kanadalı sosyal psikologlar C. Hoffmann, I. Lau ve D. Johnson araştırmasına göre birçoğumuz sanatçı ruhlu bir insanla yaratıcı, değişken ve ciddi, ama diğer taraftan da tutkulu ve düzensiz bir yaşam. En azından Batı dünyasında bu böyle. Örneğin Çinlilerde böyle bir düşünce yok. Ait olduğumuz kültür ve hayat hikayemiz insanlara hangi beklentilerle yaklaştığımızı belirler.
Bir insanı tanımadan önce bile onun hakkında sosyal bir topluluğun bireyi olarak birçok bilgiye sahip oluyoruz. Bu tarz genellemeler sadece tek bir özelliği ağırlıklı olarak öne çıkarırken, birçok kişi böyle genellemeleri kabul etmiyor. Zaten genellemelerde çoğu zaman abartılı ve yanlış olabiliyorlar.
Buna rağmen insanları kategorize etmek zihnimizde bir düzen sağlar ve bizi bilgi yığını altında ezilmekten korur. Beyninizde hangi resimler olursa olsun hiç bir insana ön yargısız yaklaşamazsınız. Sadece bilerek ve isteyerek sahip olduğunuz ön yargıları görmezden gelebilir ve insanlara kendilerini tanıtmak için bir şans tanıyabilirsiniz.

BEKLENTİLERİ DÜŞÜRMEK
Hiçbirimiz karşımızdakinin kim olduğunu bilmiyoruz ve hiç kimse davranışları öngöremez. Eğer öyle olsaydı yanlış kişiler işe alınmaz, insanlar aynı kişi ile iki kez evlenmez ve cinayetler gerçekleşmezdi. Sosyal algıda seçicilik söz konusu olduğundan bir tanı da bulunmak kolay değil. Bir insanın hayatının sadece belirli bir dönemini gözlemliyoruz ve bu kişi farklı yönlerini sergiliyor. Kişi farklı rollere bürünerek ailesine ayrı, sevgilisine ayrı ve patronuna ayrı davranıyor. Günlük hayatımızla başa çıkabilmek için sosyal rollerimize ayak uydurmamız çok önemli. Beklentiler ve davranışlar arasındaki bu çelişki iş hayatında da karşımıza çıkıyor:
İşe yeni başlayan biri mesafeli olarak adlandırılırken aslında sadece yeni ortama girmiş olmanın verdiği çekingenlikle kendini koruma amaçlı geri çekiyor olabilir. Ayrıca iş yerinde kimileri selamsız bir şekilde yanınızdan geçtiğinde ilgisiz değil stresli olabilir.

KENDİNE KARŞI DÜRÜST OLMAK
Bir insanın bize sempatik ve güvenilir görünmesini genlerimizdeki eski bir program kararlaştırıyor. Zihnimizde dost düşman adeta ışık hızıyla ayırılıyor. Peki böyle bir şey nasıl oluyor?
İlk izlenim çok az bilgi üzerine kurulduğu için genel bir özellik örneğin ses tonu öne çıkıyor. Eğer kişinin bir olumlu özelliği keşfedildi ise diğer olumlu özelliklerini algılamak konusunda daha istekli olunuyor.
Dolayısı ile sempatik bulunan kişiye takınılan tavır da daha sıcak ve iyi niyetli olduğu için karşı taraftan gelen reaksiyonlar da aynı derecede olumlu oluyor.
Her ne kadar kişi bu olumlu reaksiyonlara kendi sebep olmuş olsa da bunu karşısındakinin kişiliğinin bir parçası olarak kabul ediyor. Zamanla kişi daha fazla bilgi edindikçe, hatta araştırmalar yapıp, çevresindeki diğer insanların fikirlerine ve izlenimlerine de başvurdukça ilk izlenim tamamen değişip dost düşmana düşman ise dosta dönüşebiliyor.

ODAK NOKTASINI DEĞİŞTİRMEK
Nasıl ki ilk izlenim kişiyi algılayışımıza yön veriyorsa, dışardan edinilen bilgiler de bunu yapıyor.
Bir insan hakkında yapılan dedikodular, o insanı bu dedikodular yönünde incelememize ve her hareketini hakkında söylenenler haklıymışçasına yorumlamamıza sebep oluyor. Beklentiler sadece izlenimlerimizi değil davranışlarımızı da belirliyor.
Bu aslında bir fırsat. İnsanların hangi özelliklerine odaklanacağımızı seçebiliriz. Sevmediğimiz iş arkadaşlarımızın, ayrılmak üzere olduğumuz sevgilimizin veya görüşmediğimiz aile fertlerimizin olumlu özelliklerine odaklanarak şaşırtıcı derecede iyi sonuçlara ulaşabiliriz.

YARGILAMAK YERİNE ANLAMAK
Yine farz edelim ki bir davettesiniz ve herkes çok eğleniyor. Köşede asık suratlı, keyifsiz bir kişi var. Onun kendini beğenmiş, yada sıkıcı olduğunu düşünüyorsunuz ama biraz önce sevgilisini başka biriyle yakaladığından habersizsiniz.
İnsanları yargılarken onların kendilerine bakıyoruz fakat başlarından geçmiş olan şeyleri, olayların arka planını sorgulamıyoruz. İşin kolayına kaçarak insanın davranışının sebebini kişiliğine ve kendisine yoruyoruz ve böylelikle çevremizdekilere haksızlık etmiş oluyoruz. Oysa davranışlar dış etkenler tarafından da belirleniyor ve bazen kişiler istemsizce davranışlarda bulunuyorlar.
Karşımızdakini anlamak için yapmamız gereken olaylara onun penceresinden bakmak. Tıpkı bir Kızılderili atasözünde olduğu gibi:
‘’Asla bir insanı 24 saat onun mokasenleri ile yürümeden yargılama’’

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

tarafsiz haberler