Ana Sayfa / Basından / HÜKÜMET NE YAPABİLİR?
HÜKÜMET NE YAPABİLİR?

HÜKÜMET NE YAPABİLİR?

Hükümetin alelacele hazırlayıp Milli Eğitim Bakanlığı, eğitim sistemindeki etkili uzman kişi ve kurumları saf dışı bırakarak, yürürlüğe soktuğu yeni eğitim sistemi çocuklarımızın geleceğini ciddi bir şekilde etkileyecek.
Toplumun bu kadar büyük bir bölümünü, yani tümünü ilgilendiren bu yasa değişikliğindeki en büyük eksikliklerden biri, bunu daha önceden yeteri kadar topluma açıklamama, uzman görüşlerini büyük ölçüde göz ardı ederek, niye değiştirildiğini yetersiz açıklamalarla, geçiştirerek, toplumda büyük güvensizliğe, endişelere ve çaresizliğe yol açmıştır. Bu da okula yeni başlayan çocuklara yansımaktadır ve onlara okulun hoş olmayan olgularla bağlantısı olduğu algılamasına yol açmaktadır. Bu çaresizlik içinde çocuklarının zihinsel ve fiziksel olgunluğunu test ettirecek ( özel okullar hariç) birimlerin olmadığı, bu konuda rapor verecek hekimlerinde hazırsız ve yetersiz hata yapmaktan çekindikleri, görülmektedir. Anne – babaların en büyük endişelerinden biri çocuğa verebilecek zihinsel ve fiziksel yetersizlik raporunun çocuk açısından daha sonraki dönemlerde bir dezavantaja dönüşmesidir.

PİLOT UYGULANMASINDAN YARARLANILMADI
Hemen hemen her yasa değişikliğinde Avrupa Birliği’ni veya başka gelişmiş ülkeleri Türkiye şartlarına uysa da uymasa da severek örnek alan Türkiye, her nedense bu yasa değişikliğinde, hem de toplum için bu kadar önemli bir konuda, hiç hassas davranmamış toplumda bunu tartışmadan onların korku ve endişelerini ciddiye almadan değişiklikleri uygulamaya koymuştur. Her köklü değişimde uygulanan pilot- uygulanmasından burada faydalanılmamıştır. Türkiye’deki eğitim sisteminin köklü bir değişime ihtiyacı vardır : Hiç bir ülkede görülmediği kadar, yıllığı binlerce liralara mal olan özel okullar bu yetmezmiş gibi ayrıca dershaneler ve onlara ödenen yüksek meblağlar anne- babaları, hele birden fazla çocukları varsa, sadece çocuklarının gelecekleri için çalışıp didinmeye itip, aile hayatını dengesizleştirip, aileleri büyük ekonomik çıkmazlara sokup, aile huzurunu büyük anlamda tehlikeye atmaktadır. Bunun dışında Anne babalar bu kadar fedakarlıktan sonra, çocuklarının bu acımasız, sistemde başarılı olabilmeleri için kendilerini tamamen çocuklarının eğitim sistemine yoğunlaştırıp, çocuklara isteyerek veya istemeyerek büyük manevi baskı uygulamaktadırlar. Çocukların zamanlarının hemen hemen tamamı okul, ders çalışma, dershane ve başarılı olmak zorunluluğu üzerine kuruludur. Bu, çocuk için şöyle bir algıya neden olmaktadır. Başarılı olursam sevilmeye layığım, yani ver gülüm al gülüm, bu da çocukların yanlış yönlendirilmeleri dünyayı ve yaşamı da, daha sonra bu ölçülere göre uyarlamaları anlamına gelir. Halbuki bu dünya’ya getirdiğimiz her çocuğun en doğal hakkı, kayıtsız ve şartsız anne ve babasının sevgisidir. Bu tabi ki kuralsızlık ve sınırsızlık anlamına gelmez.

YARIŞ ATI GİBİ…
Eğitim için bu kadar para harcayan, kişisel fedakarlıklarda bulunan ebeveynler, çocukluğunu yeterince yaşayamayan, baskı altında yarış atı gibi sadece kazanmaya, başarıya odaklı yetişen çocuklarımızın, eğitiminde ve yetişim tarzında çok bariz hatalar yapılmaktadır. Türkiye’de çocukların hayatı okul ve dershanelerde geçerken, eğitim tekrar eğitim, derken ebeveynler, aile hayatını birlikte paylaşmaya, okul dışında ki serbest zamanı birlikte paylaşmak, birlikte güzel zaman geçirmek, çocuklarının başka duygusal gereksinimlerini anlayabilme açısından, fazla zaman harcamayıp, sanki hayat’taki tek amaç okulda başarıymış gibi buna odaklanmaları, çocuklara empati duygusunun gelişmemesine veya bunun hatalı uygulanarak çocuğa aşırı anlayışlı, onun her istediğini yerine getiren, hiç bir sorumluluk hissi vermeden büyümesine, sebep olup, en geç Üniversite veya Üniversite bitiminde gençleri büyük boşluklara, tek başına hareket edememe, sorumsuz, kendi geleceği bakımından üretken olamayan, anne babaya bağımlı olgunlaşamamış bireyler yapmaktadır. Bu kadar iyi niyete rağmen çocuk eğitiminde ve yetiştirilmesinde bu kadar hataların yapıldığı bir ülkede, bu eğitim sisteminin köklü bir şekilde değişime ihtiyacı vardı, bu konuda hükümetle hem fikirim. Ama şimdi uygulamaya aldıkları şekliyle değil. İşte tamda burada okul öncesi eğitimin önemini bir kere daha kavrıyoruz. Okul öncesi eğitimin, anaokulları ve kreşler, çocuğun gelişiminde çok önemli bir yeri vardır. Çocuklar oraya oyun oynamaya, sadece güzel zaman geçirmeye, anneleri birkaç saatliğine de olsa hafifletmek için gitmiyorlar. Çocuk başka çocuklarla, akranlarıyla birlikteyken, daha sonraki yetişkin sosyal yaşamının alıştırmasını, grup içinde nasıl davranılacağını sosyalleşmeyi, paylaşmayı, kavga ve tartışmayı, kendini korumayı, barışmayı yardım etmeyi, yaşam kurallarını ve sınırlarını öğrenir. Çocuğun grup içindeki tecrübeleri, kaybetmeyi, çabalayarak kazanmayı öğrenmesi ve böylelikle insanlarla iletişiminde özgüvenli olmasını, sorumluluk niteliklerini kazanıp, onu ileriki yaşamına hazırlar ve okula yumuşak bir geçiş sağlayıp, çocuklar da sıkça rastlanan okuldan korkma ve okula gitmeme isteklerinin önüne geçer. Okul öncesi eğitime paralel, anne babaların da çocuk eğitimde ve çocuk yetiştirme konusunda ciddi desteğe ihtiyacı var. Hızla değişen Dünya ve Türkiye şartlarında, çekirdek ailelerin büyük uyum bozuklukları ortaya çıkıp, ebeveynler birçok konuda çaresiz, ne yapacağını bilemez durumunda kalmakta. 2004 yılında Almanya’da göçmen ailelere yönelik yaptığım anne- baba okullarının gerekliliği araştırmasında da, bu konuda ailelerin desteğe, bilgilendirilmeye ihtiyaçları olduğu ve buna çok açık olduklarını, saptadım. Son zamanlarda Hükümetinde bu konuda çalışmaları olduğunu biliyorum. Önerim 60-66 ay okul başlama sınırı yerine, okul öncesi eğitimin 3-6 yaş arası geliştirilip, ciddi bir şekilde bütün çocuklarımızın eşit faydalanabileceği şekilde biran evvel uygulamaya konulması. Anne baba okullarında geliştirilip, ailelerin bu konuda uzman kişilerce geliştirilen bilgilere sahip olup yararlanmalarıdır.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

tarafsiz haberler